Logo
Ana Sayfa      Eskiz Defterim
Gülistan - Golestan - Rosegarden - Roseraie - Rosengarten - розасад - Rosagiardino - Rosajardin -گلستان
 
 
 
 

 

 

Deneme

 dün gece hayatıma girdiğin o ilk günü düşündüm..

benim olduğuna inanmayarak sen farkında olmadan saatlerce yüzüne bakışımı, yanından ayrıldığım her an içimde yaşadığım garip yürek çarpıntısını, bu çarpıntıyla başedemeyip koşarak yanına dönüşümü ve gözümü ayırmaksızın sana bakarken hissettiğim, inanmazlıkla karışık mutluluğumu düşündüm.

seni görmezken ağzıma attığım her lokmanın büyüyüp beni boğmak üzere olduğunu, yaşadığım duygu karmaşası sebebiyle ayaklarımın yere basmayışını, varlığınla üstlendiğim sorumluluk ve hayatıma girmenle yaşayacağım değişiklikleri düşünürken aldığım korkuyla karışık hazzı, o ilk günlerin karmakarışık, şaşkın, uçucu, mutlu hislerini düşündüm.

neydi bu hissin adı, aşk mı? sevgi mi? hayır, biliyorum ki o sırada herşey birbirine karışıktı, duygularımın içinden işte bu diyip çıkarmak, ayırmak ve isimlendirmek mümkün değildi hissettiklerimi...

fakat biliyorum ki sevgi sonradan geldi, seninle olduğum her gün biraz daha artarak, anlamlı ve sebebi olarak çoğaldı.. her gün biraz daha fazla, en fazla ne kadar olabilirse...

bazen yüreğim öylesine şişiyordu ki, bundan fazlasını taşımaz bu organ diyordum, bazen öyle coşkuyla seviyordum ki severken coşkumu denetleyebilmek için kendi canımı yakıyordum.

sevmenin sınırı var mı, en fazlası ne kadardır bilmiyorum. ama tanımlamak için söyleyebileceğim şey şu, seni kendimden fazla seviyorum. seni her zaman kendimden fazla seveceğim. benim sınırım sensin, kişiliğimin sınırlarını esnetebileceğim, gerekirse oluşturduğum tüm doğruları yerle bir edeceğim tek sınır sensin. oldu mu, anlatabildim mi hissetiklerimi..

o günde biliyordum benim olmadığını, bana ait olmadığını.. bir insan ne kadar ait olabilirse bir diğerine ancak o kadar benimdin.. bu bilme hali, yüzüne baktığım zaman hissettiğim hazzı, gururu, mutluluğu eksiltmiyordu.

geçirdiğimiz aylar içerisinde, varlığın sebebiyle hep şükran duydum, uyurken rüyamda seni gördüğümde hissettiğim en belirgin şey, sevgiyle beraber bu şükran hissiydi. en dolu dolu teşekkürüm senin hayatıma girmiş olman içindi..

şimdi ise bunları bana bir kez daha düşündüren şey yavaş yavaş gitmekte olduğunu farketmek.. adım adım uzaklaşıyorsun hayatımdan.. bu günün geleceğini hep bildim, ama şimdi bakınca çok çabuk olmuş gibi geliyor.. gitmekte oluşunu görmek içimi yakıyor ama bir o kadar da gurur duyuyorum, sana kattığım şeyleri, seni, zihninde bir gramda olsa yer edebildiğim için delice gurur duyuyorum..

hayatımdaki bu değişim beni sarsıyor, ama elleriyle güvercinini azat eden biri gibi biliyorum ki gitmen gerek, kendi serüvenini yaşamak için gitmen gerek...
ben, bundan sonra senin hayatının bir misafiri olacağım, bu güne kadarda nasılsa bir misafir oldum sen hancı ben yolcu misali.
ben her zaman buradayım ve sen benim hayatımın baş köşesindesin bunu biliyorsun, aşka kanarsan bir gün getir aklına beni..
gülbahçem, adım adım kendi hayat serüvenini yaşamak için gidiyorsun, senin yaşantındaki sıralamam değişiyor sondan en dibe vuruyor, ama sen benim hayatımda hep aynı kalacaksın..

Deneme

   Böyle durup dururken, bu sonsuz hiçliğin ortasında bir yazı yazdım sana. Bu yazıyı yazdım. Sadece senin olsun dedim, sadece sana adansın dedim. Kelimeler sadece senin için dizilsin yanyana dedim, dizilmediler. Onlar dizilmediler, ama ben yine de sadece seni duydum yazarken, sadece senin harflerinden oluşan ve seni anlatan bir yazı yazdım.

Ben bu yazıyı sana yazdım.

Hiç beklemediğim bir anda, hiç beklemediğim bir yerden gelip çarptın yüzüme. Sessiz, derinden ama sımsıcak baktın ve gelip yerleşiverdin sol yanıma öylece. Sarhoşluğum senin yüzündendi artık hep. Bir rüya aleminde yaşamam senin yüzündendi. Her sabahın inadına güzel başlaması ve her günün inadına dopdolu geçmesi, senin yüzündendi.

Sana yazdım ben bu yazıyı.

Aşkı bildiğimi sanırdım hep. Ya da en azından yaşadığımı. Oysa şimdi anladım ki, aşk gözbebeklerine dalıp gitmekmiş. eline ilk dokunduğumda içimin ürpermesiymiş. Anladım ki, aşk kelimesine anlam katan tek şey, varlığınmış.

Zamanın durduğu yerde, siliyorum tüm bölük pörçük, eksik, yaşanmış sayılan ama yaşanmamış anlarımı. Tek seni bırakıyorum hatırımda.

Bu yazıyı sana yazdım ben. Sadece sana.

Deneme

 'Aşktan kaçmak hapisten kaçmak kadar zordur.' çok sevdiğim bir özlü söz. Evet aşktan kaçmak aşık olmaktan bile zor değilmidir?
 Allah aşkına söyle nereye kadar kaçabilirsin aşktan. Hadi varsayalım hapisten kaçtın, hayatını hep bir mülteci olarak mı yaşayacaksın. Sanmam, bir gün muhakkak yakalanacaksın. O zaman ne diye boşu boşuna uğraşıyorsun neyi bekliyorsun? Aşk değil midir şu dünyada insanı yaşatan. İnsan illa ki bir şeye aşık olmazmı? Evet olur.
 Aşktır bu efenim. Öyle saksıda yetişen çiçek gibi ya da kırda bayırda bitiveren ot gibi var olmaz. Emek gerektirir, fedakarlık gerektirir, kararlılık gerektirir, samimiyet gerektirir, gerçek anlamda sevgiyi şart koşar. Bunlar yanında milyon tane şey gereklidir ama bu sayılanlar belli başlı hususlardır. En önemlisi de, iki tane birbiri için çarpan kalp gerekir. Gerçi tek taraflı aşk gerçeği vardır ve acıtır ama iki taraflı olanı baldan tatlıdır.
 Aşk insanı adeta hayata bağlar iken bazen koparan bir etkiyi de doğura bilmektedir. Gerçi bunu aşk yapmamaktadır, aşka karşılık vermeyen ya da belirli bir kişinin aşkına karşılık vermeyen yaşamlar yapmaktadır. Elbette her insan kendisine duyulan aşka aşk ile yanıt verecek değildir. Karşılıklı bir sevgi gerekir. Derler ya hep, sevgi aşktan sonra gelir diye ama aslında aşkın temelinde sevgi vardır. Aşk köksüz bir anda var olmaz. Aşkın kökü sevgidir. İşte sevgide her insan tarafından her insana sunulmaz. Haliyle her aşk bazen karşılığı aşk olan bir yanıt ile kutsanmaz.
 İnsanlar yine de her aşkın karşılık bulacağına kendilerini koşullamışlardır. Bu da, sonucu yıkım olan gerçeklerin surete çarpmasına neden olmuştur. Aşkına karşılık bulamayan insan tabiri caiz ise yaşayan ölü oldurmuştur kendisini. Çünkü koşullanmıştır, her aşkın karşılık bulacağına. Yanlış yapmıştır haliyle. Belki de filmlerdeki ya da aşk romanlarındaki hayatlara kanmıştır. Gerçek hayat oysa çok farklıdır. Bilememiştir haliyle bunu ve gerçeğin soğukluğunda yüreği atmaz olmuş ve aşka olan inancı adeta solmuştur.
 Elbet bir gün aşkı karşılık bulacaktır ama bunun için acı çekmeyi göze olmalı ve kararlı olmalıdır. Her bir denemede sonuç kaybediş olsa da, eninde sonunda aşkı doğru olan aşk ile kavuşacaktır. Her halükarda hiçbir aşk karşılıksız değildir. Yeter ki, karşılık beklenen aşkın sahibi doğru insan olmasıdır.
 

Deneme

01 Haz-(2)
 Her düştüğünüzde eski yaralar kanar mı sanarsınız siz?

Her gelen kaşımaz aynı yarayı belki. Hatta yarana bandaj bile olabilir. Sen bu da üzecek sanarsın, farketmeden bir de kendini hazırlarsın. Adamın aklına dahi gelmemiştir halbuki. Üşenmez, bir de onun aklına sokarsın. Kendin kaşırsın yaralarını. Kabahatli bulmak zor değil değil mi? Kaçarsın hep mutlu olmak çünkü mutluluğun fazlası korkutur seni. Nereye kadar kaçabileceksin acaba? Bir gün yakalanacağını sende bilmiyor musun?

Başlangıçlar korkutur seni. Şu an kafi gelmez sana. Sevgilinin sana duyduğu aşk yetmez. Daha ne istersin bin meçhul. Seni seven hiç unutmasın değil mi seni? O zaman anlaşılır kara sevdası.

 Sen sev sevgili... Unutacaksan da sev, hatırlamak istemeyeceksen de, bir gün yolunu değiştireceksen de, kafanı çevireceksen de sev şimdi. Bugünün tadını çıkarmayı bilen, sonrasını planlamaya lüzum görmeyen, öncesinde yaşadıklarını zarar olarak görmeyen anlar beni.

"sevme beni" diye başlanan her sevdaya tek sözüm şu olacak:

 Sevdalara pazarlık yakışmaz asla.
________________
Ve yazımın sonuna doğru çalan şarkıdan; 'susadıkça yüzün düşer aklıma korkar oldum düşlemekten özlemekten seni'.

Deneme

01 Haz-(1)
 Zaman ne çok şeyi değiştiriyor insanın hayatında. Sevgiler, özlemler, beklentiler yön değiştirebiliyor bazen hafif bir rüzgâr esintisiyle... Hiç bilmediğin şeylere yer veriyorsun hayatında; farkına varamadan. Sonra alışıyorsun o 'bilmediğin şeyler'e... O bilmediğin şeyler yangınlardan kalma bir yüreğe serin sular serpiyor sanki. Zaman geçiyor, sen de seni sevene çevirmek istiyorsun kalbini ama becerebildiğin söylenemez. Kalbin, havada asılı kalan su buharı gibi orta yerde kalakalıyor öyle! Yüzünü ne tam sevdiğine çevirebiliyorsun ne de seni sevene... Bu kararsızlığında dahi yürek, alıştığını arıyor. Adı üstünde! 'Alışkanlık' bu... İnsan bir süre sonra alıştığı şey olmadan yapamaz oluyor. Hiç bilmediği şeylerede alışıp özleyebiliyormuş demek ki. Üstelik karşılık beklemeden. Özlem nedir? Aslında bu bile bilinmiyor tam olarak. İnsan sadece âşık olduğu kişiyi mi özler; özlem hep aşkın tekelinde bir duygu mudur? Yoksa başka sebeplerle de özler mi insan?
 Ben; hiç bilmediğim birşeylere alışmaktayım bugünlerde. Nasıl oldu ben de bilmiyorum, ama sanki yıllardır hayatımda var olan 'bir şey'di bu ya da o... Böyle özleme sevdalı bu yürek, neden kaynaklandığı bilinmeyen bir özlemin kucağında niniler söylenerek uyutuluyor bu günlerde... Sevdiğini de özlüyor bu yürek... Bir yürek aynı anda iki özlemi kaldırabilir mi bilemiyorum ama... özlüyorum beni sevmeyen 'vefalı' yarimi.

Gazel

 Bu sefer kendi yazdığım bir gazeli değil ama kendimi bulduğum bir gazeli sunuyorum. Pek tarafı değilim yazılmış gazelleri tekrar tekrar dile getirmeye ama paylaştığım bu gazel ile  gece yatarken dinler arada ağlar, arada düşüncelere dalar uyur giderdim. delirtir, kederlendirir bazen de sevindirirdi beni. herkese nasip olmayacak bir aşkı anlatır bu şiir. güzelliğin içindeki çirkinliği bile gosterir ama gorebilene. Neyse ve her neyse...
 
duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme 
başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun, etme
 
sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun, etme
 
çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme
 
ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için          
bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun, etme
 
ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme
 
sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme
 
bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme
 
aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme
 
ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme
 
şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
o zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme
 
bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun, etme
 
harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme
 
isyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme
 
 
Hz. Mevlana'nın Şems'in gidişi üzerine Mefaliun kalıbı ile yazdığı gazel.
 
şems artık burda durulmaz der dostlar
acıtmaya başlamıştır gülistanı 
dikenliklerden atılan taşlar...
 
 
 

Deneme

 Aşk fedakarlık isteyen bir olay(mış.) Bir tarafın hep taviz vermesi gerekiyor(muş.)
Kulaktan değil yaşarak öğrendim bunları. Birisinden öğrenmeyi tercih ederdim gerçi. Hele birde tek taraflı hasret girmiyor mu işin içine. Bu sefer iyice arapsaçına dönüyor mevzu. Sensizliğin acısından sığınmaya çalışırken karşıma açılan ilk kapıydı hasret. Her duvarda sen vardın, her bir tuğla senden izler taşıyordu o hasretin binasında. Yürürken yanından geçtiğin o ufak bahçeli ev, her defasında seni soruyor sanki. Susuyorum, cevap verecek gibi oluyorum, yine boğazımda o bildik yumru tıkıyor acı çığlıklarımı. Eğiyorum başımı ve geçiyorum yanından gözüne ilişmek istemeyerek. Fark ediyor beni, ama anlıyor halden, o da çeviriyor bakışlarını başka yere, sormuyor ne zaman geleceğini artık.
 
 Sorsa ne değişecek... Koca bir hiç...
 
 Korkuyorum biliyormusun? Bir gün sende herkes gibi olacaksın diye...
 
 Kızıyorum biliyormusun? Sana en muhtaç anlarımda yanımda olmadın diye...

Deneme

- Mal de L'amor

Aşkın kötülüğü idi benim çektiklerimin karşılığı. Yani Mal de L'amor. Tüm sıkıntılarımın bahanesi, beni geceleri uzun uzun düşünmeye sevk eden Mal de L'amor idi.

Yüzünün güldüğü vakit yüzünde oluşan çukurda olsun isterdim mezarım. Yaptıklarımdan hiçbir zaman pişmanlık duymadım hatalarımda bile pişman olmadım. Fakat benim en büyük hatam sendin. Senin kadar kimse yaralamadı beni. Ama çok derinmiş bu yara, çok... çok sızlıyor sen olmayınca...

Herşey biter dedim. Bir başlangıcı varsa her yolun, bir bitimi de vardır. Öyleyse sen de bitersin içimde. Bir ülke sandım aşkımızı, bir deniz, sınıra varacaktım, senin olmadığın bir yere. Ve bir gün yalnızlığa kavuşacaktım... halbuki yalnızdım, yerini yadırgayan bir misafir gibi, kayıp ilanlarındaki yüzler gibi yalnızdım... sensizdim....

Benden uzakta nefes alabildiğine inanmak istemiyorum...

Senden uzakta nefes alamıyorum....

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün. Her yüzüne gözlerim takılı kaldığında bu kir pas içindeki dünyadan soyutlanır apayrı bir dünyaya adımımı atardım. Aya ilk ayak basan insan gibi heyecan sarardı içimi. Binbir güzellikleri yüzünde bulur, her daim sana susayıp, susuzluğumu pınarlarından giderirdim. Seni görmek bile yeterdi bu yetim kalbime. Sana her bakışımda kelebekler sarardı gül yüzünü. Nurlar saçılır rüzgar seni dansa kaldırmak için fırsat kollardı. Sana bakmak senden bile güzeldi. İzlediğim en etkili bir film gibi gelirdin bana. Ama bu filmde benim için mutlu son yoktu.

 Dinlenilen en güzel melodi oldun benim için hep sıkılmadan, bıkmadan dinlediğim melodi. Uçurumlarda tuttuğum dal oldun benim için. Ama hiçbir zaman kalbimin sesini duymadın. Hissetmedin, belki de hissetmek istemedin.

 Şu an seni seviyorum diyemem. ne zaman ki seni gerçekten severim ve bana seni sadece seviyor olmak bile yetmez, işte o zaman bu cümleyi kurabilecek kadar cesur olurum.

zamanlar, ey be zamanlar, bre zamanlar, acımasız zamanlar....

" seni seviyorum "

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz,

Henüz söylememiş olduğum sözdür.

Evet tüm bunlar Mal de L'amor…

 

Deneme

   Bir çift kahverengi gözdü beni benden alan. Bir çift kahverengi gözdü hayatıma bambaşka anlamlar katan. Bir eylül günü çıkmıştı karşıma ve artık her yerde o gözler vardı.
   Gökyüzüne her baktığımda yıldız yıldız o gözler karşımdaydı. İçmeden sarhoş olmuştum o gözler yüzünden. O kadar güzel, o kadar sıcaktı ki... içim onlarla ısınır, yüzüm onlarla aydınlanırdı. Kapkara gözlerimde bir ışık çakardı. Onlarla güler, onlarla hüzünlenir, onlarla ağlardım onlara kendimi belli etmeden. Ben, onlara mahkumdum. Nasıl olmayayım ki? Derin bir bakışta kahverenginin her tonuyla ışıklanan kocaman bir ormandı o gözler. Mahkûm olduğum bu orman kuytusu yeryüzündeki cennetimdi benim.
 
  Üşüyordum uzun zamandır, hemde çok üşüyordum. Onun gözlerindeki ışık benim güneşimdi ve onu gün geçtikçe kaybediyordum; ama o bunu göremiyordu. Ona hem yakın hemde onun gözlerinden o kadar uzak olmanın soğukluğu tir tir titretiyordu beni. Dilimden İlhan İrem'in şarkısı düşmüyordu: ''Uçsuz bucaksız bir deniz senin gözlerin / Ne bir sandal, ne bir ada, ne bir sahil var./ Boğuluyorum...Boğuluyorum.''
 
  Boğuluyorum gözlerinin derinliklerinde ey zalim. Gözlerinin ışığını göster bana. Fakat...
Ben; boğulmakta olsam da yine de mutluyum biliyormusun? Hayata gözlerimi yumacağım son yer senin kahverengi gözlerin olsun yeter ki. Aşkımın rengini tayin eden beni benden alan kahverengi gözlerin...

 

Deneme

  Sevmek değilmidir insanları şu hayatta yaşatan?.. Evet sevgidir insanları yaşatan. Sevmek bencillik değildir. Sevmek hep bana değildir.
 Sevmek yeri geldiğinde kendi kendine sevmeye devam etmektir, karşılık beklemeden.

Seven sevdiğinin mutlu olmasını istemelidir sevdiği sürece.
Önceleri bana çok anlamsız geliyor idi bensiz mutlu olması. Bensiz mutlu olmamalı idi. Ben ağlarken o gülmemeli idi. Eğer benim yanımda olursa mutlu olabilir diye düşünüyordum.
Fakat onun için hayat bensiz de devam ediyordu. Çektiğim acıları o değil ben yaralı halim ile sarıyordum. Gözlerim heryerde umarsızca onu ararken o beni aklından bile geçirmiyordu.
Lakin sonraları anladım ki onun hiçbir suçu yoktu bu sevdada. Ben düşmüştüm evet kara bir sevdaya, acılar çekiyordum gece gündüz. Ama onun acı çekmesi için hiç bir sebep yok idi.
Gülerken ne kadar güzel olduğunu ben cümlelere dökemedim varın siz anlayın. İşte bu yüzden güldüğü an yüzü adına dönüşen gül bahçesi solmaması lazımdı. Evet belki duygularıma karşılık vermiyordu,
beni görmezlikten geliyordu olsun hiç önemli değil. Onu zaten karşılık beklemeden, beni sevebilme ihtimali ile sevdim. Hayatta en güzellere layık olduğunu anladım. Benimle mutlu olamıyordu yada mutlu olmak
istemiyordu. Eğer mutlu olduğu birine inanıyorsa benim için onun mutlu olması yeter.
bir kısa filmde başroldeyim başka bir kısa filmde yardımcı rolde. en kötüsü sanırım bir filmde kenar süsüyüm en çok sevdiğim film o ama. bir görünüp bir kayboluyorum. figüran desen değil dekor desem hiç değil. en sevdiğim filmi uzaktan izlemek de güzel. ya filmi hiç bilmeseydim.

işte bu yüzden; sevmek sevdiğini mutlu görmektir, iyelik eksiz tüm tanımlarda seni seviyorum demek.

kendine saklananı kimse bulamaz! saklanırım en çok kendime. bir telefon kadar yakın değilsen anla ki çok uzaksın... (sadece içimdesin hepsi bu.)

karşılıksız aşk telefona benzer ya sürekli meşgul çalar ya da çalar çalar açılmaz.
hiçbir şey tesadüf değil zihnin gölgeleridir ancak  bu yüzden herkes kaderini yaşar özlemsen özleyeceksin hep, özlenen olamadıysan eğer. şov devam etmeli!
 

Deneme

  Bir sonbahar günü içimin durgulaştığı anda bir rüzgarla geldin sen,
  Söyle rüzgar mısın, aşk mısın, sonsuzluğa sevdam mısın sen?
Savrulan sarmaşık güllerinde buldum seni. Bazen kırık, bazen yaprakları dökülmeye yüz tutumuş halde; fakat bazende buna inat dipdiri açmış ve etrafına ışık saçıyor gördüm ben. Söyle bana, nesin sen, seni su yerine sudan daha saydam olan bir düşünceyle sulamak isterdim. Düşünün bir kere sarmaşık güllerim siz ki hızla büyümektesiniz, çok yakında ama çok yakında gerçekten de güllerle sarmaş dolaş olacaksınız. Şimdilik sadece isminiz var ''Sarmaşık gülleri''. Neden size sarmaşık gülleri dedim ki zaten, belki daha güzel bir isim bulamadım, belki de sizde sizi bana çeken bir şey vardı. Eğer öyleyse nedir acaba bu şey, kırmızılığınız mı, suya olan hasretiniz mi, yoksa engin denize olan tutkunuz mu?
 
 Neden sarmaşık gülleri, neden herkes sizi soruyor bana neden bir nebze de olsa görünmüyorsunuz halkınıza? Hayır sizdeki gizemi çözemedim hala sarmaşıkgüllerim ne olduğunu benimde bilmediğim düşünce pırıltısı. Düşünce pırıltısı dedim ama, nedir bu düşünce pırıltısı acaba? Belki saygı, belki düşüncedeki berraklık, belki de şu andaki ruhsal durumum? Biliyorum beni anlaman çok zor, fakat beni anlamak birşey ifade etmez, önemli olan onları, sarmaşık gülleri anlamak. Onlar anlatıyor herşeyi sana. Ben sadece onların anlattıklarından bir damlayım, bir damla ama kan rengi kırmızı, bir yaprak, ama yemyeşil işte bu yüzden dedim ya ''sarmaşık gülleri''.
 
 Neden gülün bir çokgülün bir çok anlamı olup da hepsi de olumludur sanki, neden sarmaşık insana içimizi hoş eden bir ferahlık verir? Çünkü onlar sudaki berraklık kadar hoş ruhun kadar temiz gözlerin kadar ışıltılı davranışların kadar doğal. Hiçbirşey ama hiçbirşey kaybetmemişler kendilerinden kırmızı bir gül ve yeşil bir sarmaşık. Neden sanki sanki sarmaşık kıvrım kıvrım, karma karışıktır. Sanki düşünce kadar karmaşıktır da ondan o yumağı çözecek birisine ihtiyaç var o da sensin. Düşüncenin berrak, berraklığı kadar da objektif bir suyla sarmaşık gülleri sulamanın vakti gelmedi mi dersen, bana soracak olursan gelmesine bile gerek yoktu hep öyle olmalıydı. Üfle artık ruhundan gelen aydınlık nefesi sıcaklığı yayılsın dört bir köşeye herkes anlasın ki bu bir sevda, bu bir ab-ı hayat.
 

 

  
 
Eskiz defteri devam edecek...

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İletisim - Mail to
 Kişisel web sitesi   TurkeyRank.Com - Pagerank ServisiTOPlist diziler Arama Motoru
 
-Kuruluş Tarihi-
5 Ekim 2008
Bu site tamamen Gülistan'a ithaf edilmiştir.
Tek seni gördüm bu bahçede...